Öncelikli olarak söyleyeceğim çok şey var. Soldaki resmin yazıyla bir alakası yoktur. Yani bir anlamsızlığa anlam yükleme, "bu bir balık değil resim" durumu yok. Sadece tasarıma önem veriyorum, bir resim olması gerekiyor. Bunun haricinde ilk yazımla bu yazının tarihi arasında yarım gün bile yok. Her şeyi çok mu hızlı yaşıyorum? Bundan mıdır doyumsuzluğum? Yoksa 200 yıllık modernizmin çocuklarının en önemli sorunu mudur bu? Kendimi bile bilmiyorken, başkalarını da bilemem. Kusura bakmayın. Her neyse, bunlar çok mühim değil.
İlk yazımın devamı niteliğinde olsun bu. Çünkü konuları aynıdır: fazilet. Okumadıysanız okuyun efendim, az sonra yazacaklarımda tenakuzlar olabilir ikisi arasında. Tekrar söylüyorum, yazdıklarımı yazdıktan sonra uzun bir okumayacağım, çünkü. Çünküsü yok. Yok çünkü varsa bile mühim değil. Belki de mühimdir. Sanırım bilmiyorum sebebini.
Her şey mübahtır düşüncesi ne kadar midemi bulandırıyor bilemezsiniz. Ve içimde büyük bir korku var. İnsan, yozlaşıyor. Ekşi Sözlük'te bir ara "evlenmeden ilişkiye girmenin sebebi" tarzı bir entry vardı. Şükela entry ise "kedilerinkiyle aynıdır"dı. O gün çok sinirlenmiştim. Bizler hayvan mıyız? Hayvanlaştırılmaya mı çalışıyoruz? Ne kadar korkunç, ne kadar tiksinç, ne kadar sevgisiz olduğunu biliyorum. Hedonist bir toplum yaratmaya mı çalışıyorlar? Midem bulanıyor. Bunu düşününce cinsellik tiksindiriyor, nefret doluyorum. Sevgi pıtırcığı smerdyakov gibi bir şey demiştim kendime. Daha mı açık oldu bu niteliğim artık?
Bir ara içime koyulan/koyduğum kafalardan biri, fazileti istiyorsun çünkü kıskançsın demişti. Dedim ki ona: "biraz susar mısın." Susacağı açıktır, insan kendini kolay kandırıyor. Belki de haklıdır. Kıskançsam da, insan olalım. Ben seviyorum, nefret de ediyorum. Ve nefret etmeyi o kadar çok istiyorum ki. Yalnızca sevmeyi istiyorum. Biraz da sevilmeyi. Birazcık sevin beni.

0 yorum:
Yorum Gönder